TNT Forum Ana Sayfa
****DİKKAT****

*Forum Konularını görmeniz engellendi ya da Üye değilsiniz.*

Çok Değişik bir forum sizi bekliyor.Vakit kaybetmeden üye ol

Konulara ve incelemek için ÜYE OLUNUZ

TNT Forum Ana Sayfa

her türlü-bilgi müzik paylaşımları
 
AnasayfaTakvimGaleriSSSAramaKayıt OlGiriş yap
Arama
 
 

Sonuç :
 
Rechercher çıkıntı araştırma
En son konular
» Misafirler Bu konu başlıklarını Görüntüleyemez!!! Üye olduklarında açılıcaktır..
Paz Tem. 25, 2010 2:39 pm tarafından Admin

» Misafirler Bu konu başlıklarını Görüntüleyemez!!! Üye olduklarında açılıcaktır..
Perş. Tem. 22, 2010 11:50 pm tarafından Admin

» Tuttu-Tutmadı Oyunu
Çarş. Nis. 21, 2010 7:55 pm tarafından Admin

» MSN nick bulamadım gel burda var
Cuma Tem. 03, 2009 10:00 pm tarafından mavilimww

» Nasıl buldun Forumuzu ?
Ptsi Haz. 29, 2009 3:14 am tarafından Admin

» Yeni Üye Olanların Uyması Gereken Kurallar
Ptsi Haz. 29, 2009 3:04 am tarafından Admin

» Yeşil Çamdan Kareler
Cuma Haz. 19, 2009 6:47 pm tarafından Admin

» Forum isim önerileri
Perş. Haz. 18, 2009 4:47 pm tarafından İclaL.EcriN

» KİŞİLİK
Perş. Haz. 18, 2009 4:07 pm tarafından İclaL.EcriN

Tarıyıcı
 Kapı
 Indeks
 Üye Listesi
 Profil
 SSS
 Arama
Dost Siteler
www.dj-tnt.tr.gg
www.sellcenter.tr.gg
www.sellcenter.com
www.sellcenter2.com


Ortaklar
bedava forum

brothersoft.com



Paylaş | 
 

 Hz.Muhammed (SAV) Hayatı

Aşağa gitmek 
YazarMesaj
Admin
Admin
Admin
avatar

Erkek Mesaj Sayısı : 309
Yaş : 33
Nerden : eskişehir
İş/Hobiler : müzik
Lakap : DJ_TNT
Rep Puanı : 240368
Kayıt tarihi : 13/11/08

MesajKonu: Hz.Muhammed (SAV) Hayatı   Paz Haz. 14, 2009 1:48 am



Peygamberimiz (sas),
karşılaştıklarına mutlak selam verirdi. “Allah katında insanların en
değerlisi karşılaştıklarında önce selam vermek için harekete geçendir.”
buyuruyordu.

* Gönüllerin efendisi (sas), her işe besmele ile başlardı. Bu
konuda, “besmele ile başlanmayan işin hayrı ve bereketi kesiktir.”
buyurmuştu.



* Nebi (sas) acıkmadan yemez, karnı tam doymadan da yemekten
kalkardı. “Karnınız iyice acıkmadan yemeğe oturmayın; tam doymadan da
kalkın.” diyordu.



* Güzeller güzeli (sas), insanların toplu bulunduğu yerlere ve
mescidlere güzel kokular kullanarak giderdi. Kötü kokuyla topluma
çıkılmamasını istiyordu.



* Kutlu Nebi, Sahabilerden biri hasta olduğunda onu ziyaret eder,
geçmiş olsun dileğinde bulunur ve bir ihtiyacı olup olmadığını
sorarlardı.



* Namazlarını hep cemaatle kılar ve ashabına namazda cemaati kaçırmamalarını kuvvetle tavsiye ederdi.


* Evlere gidişte kâinatın iftihar tablosu’nun sünneti, kapının
sağında veya solunda durmak, kapıyı en fazla üç defa çalmak, şayet
cevap verilmiyorsa geri dönmekti.



* Efendimiz, insanlar arasında, renk, dil, soy-sop, zenginlik ve
yoksulluk gibi sebeplerden dolayı ayırımcılık yapmazdı. Üstünlüğün
Allah’a itaat ve takva’da olduğunu söylüyordu.



* Efendimiz tane tane konuşurdu. Anlattıkları iyice kavransın diye bazen önemli meseleleri üç defa tekrar ederdi.


* Kutlu Nebi (sas) insanlara şaka yapardı. Ancak şakalarında asla yalan olmaz, gerçeğin farklı tonda bir parıltısı görülürdü.


* Allah Resulu (sas) insanlara emeklerinin karşılığını hemen
verirdi. Bunu ahlak olarak Müslümanlara da tavsiye ederdi: “İşçinin
ücretini alnının teri kurumadan veriniz.”



* Seçilmiş insan (sas), hayvanlara merhametli davranır; onlara
eziyet edilmemesini, fazla yük yüklenilmemesini ve iyi bakılmasını
emrederdi.



* Nebi (sas), sahabe-i Kiram’ı gece namazına teşvik eder, kendisi de mutlaka her gece uzun uzun teheccüd namazı kılardı.


* Abdestli olarak yatar ve yatarken sağ tarafına dönerdi. Dişlerini
temizler ve herkesten mutlaka diş temizliğine önem vermelerini isterdi.



* İmkanları ölçüsünde misafirlerine yedirir ve içirirdi. Bunu da,
“Allah’a ve kıyamet gününe iman eden kimse, misafirine ikram etsin”
tavsiyesiyle ashabına duyurmuştu.



* Eşsiz bir aile reisi olan efendimiz, evine girdiği zaman ailesine ve evdekilere selam verirdi.


* İki cihan güneşi, çocuklarla karşılaştığında onlara selam verir, onlarla şakalaşırdı.


* Boş sözlerden kaçınırdı. Bu konuda, “mâlayani şeyleri terk etmesi,
bir kişinin Müslümanlığının güzel olmasındandır.” buyurmuştu.






--------------------------------------------------------------------------------


Merhamet Âbidesi (sas), vefakârdı
Yaşlı bir kadın hurma dalından edindiği asasına tutunarak
Resulullah’ın huzuruna girdi. Onu gören Efendimiz hemen ayağa kalktı,
mübarek cübbesini yere sererek buyur etti.


Ashab, kadının gördüğü itibar ve iltifatı merak etti. Gidince sordular:

- Ya Resulallah bu kadın kimdir ki, cübbenizin üzerine oturtacak derecede iltifata nail oldu?

Efendimizin cevabı şu oldu:

- Bu kadın bizim rahmetli Hatice’nin (r.anha) dostudur. Hayatta iken ona sık sık gelir, yardım eder, destek olurdu.


***

Biz her şeyi İki Âlemin Güneşi’nden öğrendik
O, varlığın başlangıcından sonuna, insanoğlunun yaratılışından,
gidip cennet veya cehenneme ulaşmasına, vicdanların uyanmasından; ötede
Cemâlullâh’ı müşâhede etmelerine, îmân ve itikattan, ibâdetin en ince
teferruatına kadar pek çok mevzûda ve her mevzûnun gerektirdiği dil ve
edâ ile her şeyi o kadar mükemmel anlatmıştır ki, Kur’ân istisnâ
edilecek olursa, O’nun beyânına denk başka bir beyânın bulunduğunu
söylemek mümkün değildir.



***


Fazilet Güneşi basiretlerimize ışık saçtı
O’nun basiretlerimize çaldığı ışık sayesinde bütün eski dünya ve
eski düşünceler bir bir yıkıldı.. zulmetler ışık karşısında bozgunlar
yaşamaya başladı.. O’nun, insan, varlık ve Allah adına ortaya koyduğu
yorumlar sayesinde, kâinat muhtevalı ve okunaklı bir kitaba dönüştü..




***


Adın sînelerimizden silinmek istendi
Ey ışığıyla karanlık dünyalarımızı aydınlatan Nur, ey o enfes
râyihasıyla cihanları ıtriyat çarşısına çeviren Gül, adın
sinelerimizden kazınmak ve nâmın yeni nesillere unutturulmak istendi.
Bu meş’um gayretlerle beraber şu köhne dünyamız uğursuzluk ağına
takıldı ve ümmetin kaderi kamburlaşıp iki büklüm oldu.



***


Kardeşinize lanet edeceğinize dua etseniz ya!
İçki alışkanlığından kurtulamamış biri Resulullah’ın huzuruna
gelmişti. Efendimiz ona nasihatlerde bulundu. Efendimiz’in yanından
çıktıktan sonra orada bulunanlardan biri “Allah lanet etsin bu sarhoş
Himara’ya” dedi. Bunu duyan Efendimiz, sarhoş bile olsa hiçbir
Müslüman’a lanet okunmasına razı olmadı ve şöyle dedi:


- Kardeşinizin arkasından lanet okuyarak ona o kötülüğü yaptıran
şeytana yardımcı olacağınıza, dua edip de kurtulmasını isteseniz ya?


Bundan sonra bir hatırlatma daha yaparak buyurdu ki;

- Vallahi lanet okuduğunuz o içten adam, Allah’ı ve Resulü’nü seviyor!..


***


Aradığımız, Hak Elçisi’nin gösterdiğinde
Bizler, dünyaya gönderilişimizdeki gaye ve hikmeti, yürüdüğümüz
yolda uymamız gerekli olan yol kurallarını ve bu yolculuğun sonuyla
alâkalı en sağlam bilgileri sadece ve sadece Hak Elçileri’nin
sundukları mesajlarda arama mecburiyetindeyiz.



***


Biz Rabbimiz’i O’nunla tanıdık
Sağanak sağanak başımızdan aşağı dökülen nimetleri O’nun
basiretlerimize saçtığı nurlar sayesinde duyup hissettik. Nimete minnet
ve şükran duygusunu; ihsan, hamd ü sena düşüncesini O’ndan öğrendik.
O’nun sunduğu mesajlarla Yaratan ve yaratılan arasındaki ilişkileri,
kul ve Mabut münasebetlerini, Yaratan’ın ululuğuna ve bizim kulluğumuza
yaraşır şekilde duyup anlayabildik.



***


O (sas), kâinât kitabının müfessiridir
O, nübüvvetinin gereği bize Cenab-ı Hakk’ı zât-sıfât-esmasıyla
bildirir, tanıttırır ve O’na karşı bizlerde sorumluluk duygusu uyarır;
bu yönüyle O, bilinmezleri bildiren, idrak edilmezleri ruhlarımıza
duyuran bir tarif edici ve bir muallim-i ekberdir. Dinî hükümleri
tebliğ, insanî değerleri talim ve ahlâkî esasları temsil yanı
itibarıyla da O, muvazzaf bir müşerri’, bir kanun vazıı ve hakikatler
hakikatinin bir kavl-i şârihidir.



***


Kararlı, pes etmeyen, soğukkanlı bir zât idi
Keskin zekası; hiç yanıltmayan firaseti; her türlü tereddüde kapalı
kararlılığı; azm ü ikdamı; kimseyi aldatmamanın yanında baş döndüren
stratejileri; en yaman hâdiseler karşısında dahi asla “pes” etmemesi;
musibetlerin yüzüne gülmesi ve belâları iyi okuyup onlardan kitaplar
dolusu ibretler çıkarması; şiddet, hiddet ve öfkeye sebebiyet veren
münasebetsizlikler karşısında olabildiğine soğukkanlı, olabildiğine
temkinli davranması hem O’nun insanüstü karakterini, hem de konumunu ve
o konuma göre duruşunu aksettiren hususlardan sadece birkaçıdır.



***


O’nu gören sevdiklerini unuturdu
O’nu yakından tanıyan herkes, O’na, evlât, anne-baba ve bütün
sevdiklerinden daha fazla alâka duyar, âdeta O’nun tiryakisi olur ve
bir daha da huzurundan ayrılmak istemezdi. O her hâliyle çevresine
güven vadeder; söz, tavır ve mimikleriyle her zaman Rabbisinin
huzurunda bulunduğunu işaretler; sürekli emniyet soluklar ve herkese
demet demet güven dağıtırdı.



***


Tavırlarıyla insanları etkilerdi
Allah (cc) Peygamber Efendimiz’e (sas), iç ve dış yapısı itibarıyla
öyle bir genişlik bahşetmişti ki, fevkalâde mütevazı olmasının yanında
olabildiğine mehîb ve büyüleyiciydi; huzuruna giren en mağrur ve
mütekebbir ruhlar bile Hazreti Muhammed Mustafa’nın (sas) mehâbeti
karşısında tir tir titrer, düşünce ve niyetlerinin hilâfına farklı bir
hâl alırlardı. Mağrur Kisra elçileri, o mehabet abidesiyle
karşılaştıklarında oldukları yerde kalakalmış ve ne diyeceklerini
unutmuşlardı.



***


O’nda derinlik ve cazibe vardır
Hazreti Ruh-u Seyyidi’l-Enâm (aleyhi elfü elfi salâtin ve’s-selâm)
herkesi ve her şeyi alâkadar eden bir mesajla gelmişti ve vazifesi
itibarıyla gönülleri, gözleri dolduracak bir derinlik ve cazibeye
sahipti. Yaratılışında olabildiğine bir mükemmeliyet, davranışlarında
fevkalâde inandırıcılık ve tavırlarında da her zaman cismâniyetini aşan
bir lâhutîlik nümayandı.



***

Dediklerini yaşayan bir insan
O, emin bir iman abidesiydi; dediklerini kılı kırk yararcasına
yaşıyor, tavırlarını hep ötelere göre ayarlıyor ve hayatını Hakk’ı
görüyor ve O’nun tarafından görülüyor olma derinliğiyle yaşıyordu;
herkesten daha hassas davranıyor, her haliyle ciddî bir sorumluluk
tavrı sergiliyor; her zaman hüsn-ü akıbet peşinde koşuyor ve gözünü bir
lâhza olsun hedeften ayırmadan hep namzet olduğu noktaya doğru
koşuyordu.



***

Hüner cehenneme adam itelemek değildir
Efendimiz Medine’de müşriklerden inatçı bir adamı, Hakem bin
Keysan’ı karşısına almış, İslam’ın özellik ve güzelliklerini
anlatıyordu. Hakem inanmak şöyle dursun, alaycı bir tavırla söz
söylüyor, İslam’ın aleyhinde sözler sarf ediyordu. Bu duruma şahit olan
Hz. Ömer (ra) dayanamamış ve Hakem’e tepki göstermiş, hatta
Resulullah’tan işini bitirmek için izin istemişti. Ama Efendimiz bu
çıkıştan memnun olmamıştı. O yine anlatmasına devam etti. Hakem İslam’a
girince Efendimiz çevresine döndü ve Hz. Ömer’e de bakarak şöyle
buyurdu:


- Size kalsaydı, bunun boynunu vuracak ve cehenneme bir adam
göndermiş olacaktınız. Ama gördünüz ki, sabrın ve hoşgörünün sonu
hayırdır, zaferdir. Cehennem’e bir adam değil, Cennet’e bir mü’min
kazandınız. Bu netice size ders olmalıdır. Bu netice hepimize ders
olmalıdır. Hüner cehenneme adam itelemek değil, cennete mü’min
getirmektir.



***


En telaşlı ve ümitsiz anlarda bile başarı stratejisi tüllenirdi
Herkesin telâşa kapılıp paniklediği yerlerde O’nun öyle merdane bir
duruşu vardır ki, o duruş karşısında hezimetler zafere dönüşür,
bozgunlar yerlerini taarruza bırakır ve mağlûbiyetin tozu-dumanı içinde
başarı stratejileri tüllenirdi.



***


Eşsiz bir aile reisiydi
Aile efradı arasında O, eşi menendi olmayan bir aile reisiydi..
arkadaşları içinde, kardeşçe, yumuşak tavırlarıyla gönüllere girmesini
çok iyi bilen mükemmel bir mürşit ve muallimdi..



***


O bir kral değildi
O, her zaman düz bir insan gibi davranıyor, kendini insanlardan bir
insan sayıyor; hakkı olan, halkın da terbiyesinin gereği bulunan büyük
payeler isnadından fevkalâde rahatsızlık duyuyor ve çok sevdiği o
güzide arkadaşlarına bu konuda yer yer biraz da şiddetli ikazlarda
bulunuyordu.


***


Yemiyor, yediriyor; giymiyor, giydiriyordu
Varlığın “ille-i gâiyesi” konumundaydı ama, ona bir sinek kanadı
kadar ehemmiyet vermiyor; sultanlara tahtlar bahşedip taçlar giydirdiği
halde, olabildiğine zahidane yaşıyor ve âdeta hayatını dünyaya karşı
oruca niyet etmiş gibi fevkalâde bir zühd içinde geçiriyordu; yemiyor,
yediriyor; giymiyor, giydiriyor; bir damla nimet karşısında yüz defa
şükürle gürlüyor ve hep minnet hisleriyle oturup kalkıyordu.


***


Öldüğünde ne sarayı ne de villası vardı
İki cihanın sultanı olarak yürüyüp Rabb’ine ulaştığında ne sarayı ne
villası ne servet ü sâmanı ne de eş ve evlâdına bıraktığı bir malı
vardı. Kendi gibi yaşamış, dünyayı kendi gibi değerlendirmiş ve kendine
yakışır şekilde buradan göçüp gitmişti. O, dünyaya dünya kadar, ötelere
ve öteler ötesine de onların kıymetleri ölçüsünde değer veriyor ve ona
göre bir tavır sergiliyordu.


_________________
365 GÜN 24 SAAT AÇIĞIZ.YAPAMAYACAĞIMIZ İŞLERLE UĞRAŞMAYIZ.İMKANSIZI SUNMAYIZ.BOŞ HAYALLERİN PEŞİNDE KOŞMAYIZ.ZAMANI VE PARAYI BOŞA HARCATMAYIZ.SİZİN ADINIZA KARAR VERMEYİZ.HERKESTEN İYİ OLDUĞUMUZU İDDA ETMEYİZ.İŞİMİZİ ŞANSA BIRAKMAYIZ.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör http://www.dj-tnt.tr.gg
 
Hz.Muhammed (SAV) Hayatı
Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
TNT Forum Ana Sayfa :: Kurtuluş Yolu İslamiyet :: Peygamberimizin Hayatı ( S.A.V )-
Buraya geçin: